<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[ForumTürkiye - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://infgames.info/</link>
		<description><![CDATA[ForumTürkiye - http://infgames.info]]></description>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 02:14:31 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehmet Hoca (Optik Başkan)]]></title>
			<link>http://infgames.info/showthread.php?tid=3</link>
			<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 00:51:22 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://infgames.info/showthread.php?tid=3</guid>
			<description><![CDATA[Nihayet tayin olmuştu.Beklediği gün gelmişti işte,girecekti sınıfına öğrencileriyle tanışacaktı.Belki yabancılayabilirlerdi bücürler...Rahatsızlığı nedeniyle mesleği bırakan Aysel hoca hanımın yerine girecekti derslere...Heyecanla ilk İstiklal Marşı'nı okurken bir yandan da afacanları süzüyordu...En arka sırada bir ufaklığın hazır olda durmayıp ellerini pençe gibi havaya kaldırdığını gördü...Gözleri hariç yüzü siyah-beyaz bir kaşkolla kaplanmıştı...Birden içi ısındı bu çakır gözlü çocuğa...Bir zamanlar kendi de böyle gezerdi semtte,ama işte öğretmen olmuş kader onu buralara sürüklemişti...<br />
Tören bitti girdi ilk dersini vereceği 5-B sınıfına heyecanla...<br />
-Günaydın<br />
-Sağol<br />
-Oturun<br />
.....................................................................................<br />
Bir sessizlik çöktü sınıfa.Öğrencilerine göz gezdiriyordu...Derken mütjiş birşey oldu...Az önceki çakır gözlü çocukla yine kesişti gözleri,içi sevinçle doldu...Hemen kontağa geçmek istedi onunla...İlk ders tanışmaya ayrılacaktı.Önlerden bir çocuğa verdi ilk sözü...<br />
-Adın?<br />
-Serdar öğretmenim...<br />
-Baban ne iş yapıyor?<br />
-Bir inşaat şirketinde genel müdür...<br />
-Neler yaparsın boş zamanlarında?<br />
-Kitap okuyorum,İngilizce öğreniyorum...<br />
-Hangi takımı tutuyorsun sen?<br />
-fenerbahçe...<br />
-Büyüyünce ne olacaksın Serdar?<br />
-Astronot...<br />
Başka bir çocuğa kayıyor gözü...Saçları özenle taralı,giysileri yepyeni<br />
-Sen,adın?<br />
-Hakan<br />
-Senin baban ne iş yapıyor?<br />
-Bankacı...<br />
-Sen nasıl geçiriyorsun vaktini?<br />
-Babamla ata binerim golf oynarım...<br />
-Sen hangi takımlısın bakalım?<br />
-galatasaray...<br />
-Ne olacaksın büyüyünce?<br />
-Mühendis...<br />
''Bu kadar yeter'' dercesine o çakır gözlü çocuğa veriyor sözü<br />
-Söyle bakalım çakır,benim adım Mehmet ya seninki?<br />
Çocuk şaşkın çünkü en sevdiği futbolcunun ismi bu...Ayrıca İstanbul'daki amca hala çocukları hep bahseder maçlardan tribünlerden ve o tribündeki bir kahraman Mehmet'ten,nam-ı değer ''Optik Başkan''dan...Kanı ısınıyor birden bu öğretmene...<br />
-Adım Metin Tekin Kara...<br />
-Baban ne iş yapıyor Metin?<br />
-Kapıcı...<br />
Sınıfta gülüşmeler...Aldırmıyor Mehmet Hoca<br />
-Sen neler yaparsın boş zamanlarında Metin?<br />
-Babama yardım ederim genelde,top oynamayı severim ama ayakkabılarım eskiyor...<br />
-Ne olacaksın bakalım büyüyünce?<br />
-Babam önce adam ol dedi öğretmenim...<br />
Gözleri doluyor Mehmet Hoca'nın...Havayı dağıtmak istercesine<br />
-Hangi takımı tutuyorsun sen peki?<br />
-Takım tutmuyorum öğretmenim...<br />
Şaşırıyor Mehmet Hoca zihninden geçiriyor gözlemlerini...İsmi Metin Tekin,ya o boynundaki kaşkol?Peki nasıl takım tutmaz bu çocuk? Şaşılacak şey doğrusu...<br />
Üstelemiyor zaten ders zili de çalmak üzere...<br />
.......................................................................................<br />
İlk kez gördüğü bu çocukların durumunu bilmek istiyordu Mehmet Hoca...Bir seviye tespit sınavı hazırladı.Karma sorulardan oluşacaktı bu sınav.Öğrencilerinin hangi derslere nelere eğilimli olduklarını görmek açısından çok olumlu olacaktı...Babası Kemal öğretmen hep yapardı bu testi...<br />
Sınavı bitirip çıktı okuldan,evine gitti...Akşam yemeğinin ardından sınav kağıtlarını okumaya koyuldu.Çok ilginç cevaplar vardı gerçekten...Zehir gibi olanlar da vardı öğrencilerin içinde,bilgiye çok aç olan da...Derken olan son kağıtta oldu..Neredeyse dilini yutacaktı Mehmet Hoca...Bu nasıl bir sınav kağıdıydı?<br />
Soru 1:Birleşik kelimeye örnek veriniz...<br />
Cevap 1:BEŞİKTAŞ<br />
Soru 2:Asal sayılara örnek veriniz...<br />
Cevap 2:1903<br />
Soru 3:Atatürk'ün kişisel özelliklerinden birini yazınız...<br />
Cevap 3:M.Kemal Atatürk en büyük Beşiktaşlıdır...<br />
Soru 4:Balkan Savaşı'nın önemi nedir?<br />
Cevap 4:Beşiktaşımız Balkan Savaşı'nda şehitler verince kırmızı-beyaz olan renkleri siyah-beyaz olarak değiştirilmiştir...<br />
Soru 5:Ana renkler nelerdir?<br />
Cevap 5:Siyah ve beyaz yüm renklerin çıkış noktasıdır...<br />
Buraya kadar okuyabildi Mehmet Hoca...Metin'in kağıdıydı bu.Ama hani bu çocuk takım tutmuyordu?<br />
Ertesi gün okulun merdivenlerinde yakaladı Metin'i çağırdı yanına...<br />
-Sen bana takım tutmuyorum demiştin değil mi Metin?<br />
-Evet...<br />
-Ama kağıdın hasta Beşiktaşlı gibi...<br />
-Ben de öyleyim zaten<br />
-Hani takım tutmuyordun?<br />
-Diğerleri takım tutar biz Beşiktaş'ı yaşıyoruz...Bizimkisi farklıymış,aşkmış babam öyle dedi...<br />
Bundan sonra daha da çok sevecekti Mehmet Hoca'sı Metin'i...Onun o çakır gözlerinde sanki kendi çocukluğunu görüyordu...Artık her adımını takip eder olmuştu Mehmet'in...Beden dersindeydiler şimdi.Maç yapacaklardı...Herkeste takımının forması Metin'de ise beyaz bir atlet,üzerine Metinin çocuksu harfleriyle siyah bir BEKO yazısı...<br />
Maç bitmişti ve maçın yıldızı Metin olmuştu attığı gollerle...<br />
Maçı okul müdürü de izliyordu&#8230;Maç sonu çağırdı Metin&#8217;i&#8230;<br />
-Aferin çocuk,iyi oynadın&#8230;<br />
-Teşekkür ederim&#8230;<br />
-Gel seni galatasaraya transfer edelim&#8230;<br />
-Hayır,olmaz Beşiktaşlıyım ben&#8230;<br />
-Olur olur,hem bak forma da alırım ben sana&#8230;En kral formadan..9 numara ha?<br />
-İstemiyorum,Beşiktaşlıyım ben&#8230;<br />
-Ama bir forman bile yok&#8230;<br />
-Babamın parası yok çünkü&#8230;<br />
İşte burada kopuyordu film.Sınıf arkadaşlarının kahkahalarına dayanamadı Metin&#8230;Ağladığını kimse görmesin diye uzaklara doğru koşmaya başladı.Tabi Mehmet Hoca da peşinden&#8230;<br />
En sonunda bir köşebaşına çömeldiler.Hoca nefes nefese,Metin ise hıçkırıklarla doluydu&#8230;<br />
-Yok işte formam,yok ama formam olmasa da Beşiktaşlıyım ben,Beşiktaşlıyım&#8230;<br />
-Üzülme Metin,aferin sana&#8230;<br />
Sarıldı öğretmenine ve devam etti hıçkırmaya&#8230;Ne vardı sanki babası zengin olsaydı,ne vardı istediği formayı alabilseydi ona,ne vardı kapıcı değil de diğer babalar gibi genel müdür,avukat,doktor olsaydı&#8230;<br />
Mehmet Hoca burada bir ders daha verdi öğrencisine&#8230; Maddiyatın önemli olmadığını,babasının ona bulunmaz bir miras olan Beşiktaşlılığı bıraktığını anlattı durdu yol boyu&#8230;Evinin kapısından içeri girerken Metin yarın karşılaşacağı sürprizi tahmin bile edemiyordu&#8230;<br />
Ertesi gün çıkışa kadar bekleyemedi Mehmet Hoca&#8230;Derste,dün Metin&#8217;e gülen arkadaşlarının gözleri önünde verdi hediyesini&#8230;<br />
Şaşkındı Metin,heyecanla açtı paketi&#8230;Açtığında ise kavuşmuştu hayallerine&#8230;Mehmet Hoca&#8217;sının hediyesi-tam da babasının anlattığı meşhur Sarı Fırtına Metin&#8217;in forması gibi-11 numaraydı&#8230;Armaya baktı bir kez daha&#8230;Mehmet Hoca&#8217;sının çocukluğuna dair anılarda anlattığı gibi sıkıca tuttu ve öptü armayı&#8230;Minnet dolu gözlerle bakıyordu Mehmet Hocasına&#8230;<br />
-Teşekkür ederim öğretmenim,çok sağolun&#8230;<br />
-Bundan sonra gollerini bu formayla atarsın tamam mı Metin?Attıkça da beni hatırlarsın artık&#8230;<br />
-Hiç unutmayacağım sizi ve formamı&#8230;Beşiktaşlı vefalıdır&#8230;<br />
Yine günlerden Cuma olmuş beden dersi gelmişti&#8230;Metin&#8217;i apayrı bir heyecan sarmıştı şimdi&#8230;Yeni formasıyla ilk gollerini sıralamak için bekliyordu sabırsızlıkla&#8230;<br />
Maçın başlamasıyla bitmesi bir olmuştu sanki&#8230;5-2 Metin&#8217;in takımı kazanırken,Metin tam 3 gol atmıştı yeni formasıyla ve her gol sevincinde Mehmet Hoca&#8217;sına koşmuştu Metin&#8230;Hele maçtan sonra müdür beyin gözlerinin içine bakarak çektikleri siyah beyaz yok mu işte o ömre bedeldi doğrusu&#8230;<br />
Ama bu güzel günler çabuk bitti.Daha mütevazi bir okula yazılacaktı Metin ortaokul için&#8230;Zaten Mehmet Hoca&#8217;nın da tayini çıkmıştı.Ayrılacaktı Metin çok sevdiği öğretmeninden ama Metin o siyah beyaz formayı unutmayacaktı hiç&#8230;<br />
Yıl 2010&#8230;<br />
Doktor Metin Bey&#8217;in sözü vardı oğluna&#8230;Matematik sınavından aldığı güzel notun ödülü olarak maça götürecekti onu&#8230;Protokol tribününde locası vardı profesörün ama ufaklık tutturmuştu &#8216;&#8217;ille de kapalı&#8217;&#8217;diye&#8230;Haklıydı da&#8230;Ruh da oradaydı,kaşkollu ağabeyler de&#8230;<br />
Güzel gidiyordu maç&#8230;Son dakikalara girilmişti ve 3-1 galipti takım&#8230;Ufaklık çok mutluydu.&#8217;&#8217;Kartal gol gol&#8217;&#8217;e eşlik edip arkasından da gol gelince daha bir sevinçle sarılmıştı babasına&#8230;Arka sıralardan gelen bir ses bütün büyüyü bozdu ufaklık bunları düşünürken&#8230;Kapalı ambulans istiyordu&#8230;Belli ki biri rahatsızlanmıştı&#8230;<br />
Profesör anında sesin geldiği yöne doğru fırladı&#8230;Doktor olduğunu anlattı etrafa&#8230;Hemen hastanın göğsünü açıp ilk müdahaleyi yaptı&#8230;Spazm durmuş görünüyordu ama hastaneye gitmeleri gerekliydi&#8230;İhtiyarın yanındaki ufaklık da çok korkmuştu belki ona da bir sakinleştirici iyi gelecekti&#8230;<br />
Çalıştığı hastaneye götürdü hemen.Sedyeyle kardiyolojinin acil servisine götürdüler hastayı&#8230;Gereken yapıldı ritim normale dönmüş,solunum düzelmişti&#8230;Ufaklık da daha iyi gibiydi,ikisi arkadaş olmuşlardı&#8230;<br />
Derken açtı gözlerini ihtiyar<br />
-Neredeyim ben?<br />
-Maçta ufak bir rahatsızlık oldu heyecandan,ben doktorum,şimdi iyisiniz merak edilecek bir durum yok&#8230;<br />
Bu çakmak çakmak bakan çakır gözlüyü tanımıştı ihtiyar&#8230;Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırladığı çakır gözlerdi bunlar&#8230;<br />
-Hangi takımı tutuyorsun sen bakalım?<br />
Profesör şoktaydı&#8230;Beraber maçtan gelmişlerdi hastaneye&#8230;Öyleyse neydi bu soru?Derken o bariton sesi hatırladı&#8230;Siyahına beyaz diyen sesi&#8230;<br />
-Takım tutmuyorum Mehmet Hoca&#8217;m&#8230;Bizimkisi farklı&#8230;<br />
Hasretle sarıldılar eski günleri yad ettiler.Çocuklar pek bir şey anlamamışlardı ama bu iki adamın birbirlerini çok sevdikleri belliydi&#8230;Profesör kapıcı babasından oğluna kadar bir çırpıda anlatıverdi geçen zamanı&#8230;Hoca ise artık torun torba sahibi olmuştu&#8230;<br />
Oğlunu çağırdı yanına Profesör:<br />
-Bak oğlum bu amca benim öğretmenimdi hadi öp elini&#8230;<br />
İhtiyar da diğer çocuğu çağırdı yanına:<br />
-Bak oğlum bu amca da senin gibiydi ben son gördüğümde.Maşaallah büyümüş doktor olmuş.Sen de doktor olmak istiyordun değil mi?<br />
Sessiz durdu çocuklar&#8230;Sessizliği yine Profesör bozdu&#8230;<br />
-Hadi tanışın çocuklar&#8230;<br />
Çocuklar birbirlerine doğru yürüdüler.İlk hamleyi profesörün oğlu yaptı<br />
-Merhaba,ben Mehmet&#8230;<br />
-Memnun oldum ben de Metin&#8230;<br />
Burası sözün bittiği yerdi işte&#8230;İki adam da saklamıyorlardı artık gözyaşlarını&#8230;<br />
Metin Hoca doğru öğrenmişti Beşiktaşlılığı&#8230;<br />
-Hadi hocam dedi, bir kez daha&#8230; Siyahhhhhhhhhhh<br />
-Beyazzzzzzzzzzzzzzzzzzz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nihayet tayin olmuştu.Beklediği gün gelmişti işte,girecekti sınıfına öğrencileriyle tanışacaktı.Belki yabancılayabilirlerdi bücürler...Rahatsızlığı nedeniyle mesleği bırakan Aysel hoca hanımın yerine girecekti derslere...Heyecanla ilk İstiklal Marşı'nı okurken bir yandan da afacanları süzüyordu...En arka sırada bir ufaklığın hazır olda durmayıp ellerini pençe gibi havaya kaldırdığını gördü...Gözleri hariç yüzü siyah-beyaz bir kaşkolla kaplanmıştı...Birden içi ısındı bu çakır gözlü çocuğa...Bir zamanlar kendi de böyle gezerdi semtte,ama işte öğretmen olmuş kader onu buralara sürüklemişti...<br />
Tören bitti girdi ilk dersini vereceği 5-B sınıfına heyecanla...<br />
-Günaydın<br />
-Sağol<br />
-Oturun<br />
.....................................................................................<br />
Bir sessizlik çöktü sınıfa.Öğrencilerine göz gezdiriyordu...Derken mütjiş birşey oldu...Az önceki çakır gözlü çocukla yine kesişti gözleri,içi sevinçle doldu...Hemen kontağa geçmek istedi onunla...İlk ders tanışmaya ayrılacaktı.Önlerden bir çocuğa verdi ilk sözü...<br />
-Adın?<br />
-Serdar öğretmenim...<br />
-Baban ne iş yapıyor?<br />
-Bir inşaat şirketinde genel müdür...<br />
-Neler yaparsın boş zamanlarında?<br />
-Kitap okuyorum,İngilizce öğreniyorum...<br />
-Hangi takımı tutuyorsun sen?<br />
-fenerbahçe...<br />
-Büyüyünce ne olacaksın Serdar?<br />
-Astronot...<br />
Başka bir çocuğa kayıyor gözü...Saçları özenle taralı,giysileri yepyeni<br />
-Sen,adın?<br />
-Hakan<br />
-Senin baban ne iş yapıyor?<br />
-Bankacı...<br />
-Sen nasıl geçiriyorsun vaktini?<br />
-Babamla ata binerim golf oynarım...<br />
-Sen hangi takımlısın bakalım?<br />
-galatasaray...<br />
-Ne olacaksın büyüyünce?<br />
-Mühendis...<br />
''Bu kadar yeter'' dercesine o çakır gözlü çocuğa veriyor sözü<br />
-Söyle bakalım çakır,benim adım Mehmet ya seninki?<br />
Çocuk şaşkın çünkü en sevdiği futbolcunun ismi bu...Ayrıca İstanbul'daki amca hala çocukları hep bahseder maçlardan tribünlerden ve o tribündeki bir kahraman Mehmet'ten,nam-ı değer ''Optik Başkan''dan...Kanı ısınıyor birden bu öğretmene...<br />
-Adım Metin Tekin Kara...<br />
-Baban ne iş yapıyor Metin?<br />
-Kapıcı...<br />
Sınıfta gülüşmeler...Aldırmıyor Mehmet Hoca<br />
-Sen neler yaparsın boş zamanlarında Metin?<br />
-Babama yardım ederim genelde,top oynamayı severim ama ayakkabılarım eskiyor...<br />
-Ne olacaksın bakalım büyüyünce?<br />
-Babam önce adam ol dedi öğretmenim...<br />
Gözleri doluyor Mehmet Hoca'nın...Havayı dağıtmak istercesine<br />
-Hangi takımı tutuyorsun sen peki?<br />
-Takım tutmuyorum öğretmenim...<br />
Şaşırıyor Mehmet Hoca zihninden geçiriyor gözlemlerini...İsmi Metin Tekin,ya o boynundaki kaşkol?Peki nasıl takım tutmaz bu çocuk? Şaşılacak şey doğrusu...<br />
Üstelemiyor zaten ders zili de çalmak üzere...<br />
.......................................................................................<br />
İlk kez gördüğü bu çocukların durumunu bilmek istiyordu Mehmet Hoca...Bir seviye tespit sınavı hazırladı.Karma sorulardan oluşacaktı bu sınav.Öğrencilerinin hangi derslere nelere eğilimli olduklarını görmek açısından çok olumlu olacaktı...Babası Kemal öğretmen hep yapardı bu testi...<br />
Sınavı bitirip çıktı okuldan,evine gitti...Akşam yemeğinin ardından sınav kağıtlarını okumaya koyuldu.Çok ilginç cevaplar vardı gerçekten...Zehir gibi olanlar da vardı öğrencilerin içinde,bilgiye çok aç olan da...Derken olan son kağıtta oldu..Neredeyse dilini yutacaktı Mehmet Hoca...Bu nasıl bir sınav kağıdıydı?<br />
Soru 1:Birleşik kelimeye örnek veriniz...<br />
Cevap 1:BEŞİKTAŞ<br />
Soru 2:Asal sayılara örnek veriniz...<br />
Cevap 2:1903<br />
Soru 3:Atatürk'ün kişisel özelliklerinden birini yazınız...<br />
Cevap 3:M.Kemal Atatürk en büyük Beşiktaşlıdır...<br />
Soru 4:Balkan Savaşı'nın önemi nedir?<br />
Cevap 4:Beşiktaşımız Balkan Savaşı'nda şehitler verince kırmızı-beyaz olan renkleri siyah-beyaz olarak değiştirilmiştir...<br />
Soru 5:Ana renkler nelerdir?<br />
Cevap 5:Siyah ve beyaz yüm renklerin çıkış noktasıdır...<br />
Buraya kadar okuyabildi Mehmet Hoca...Metin'in kağıdıydı bu.Ama hani bu çocuk takım tutmuyordu?<br />
Ertesi gün okulun merdivenlerinde yakaladı Metin'i çağırdı yanına...<br />
-Sen bana takım tutmuyorum demiştin değil mi Metin?<br />
-Evet...<br />
-Ama kağıdın hasta Beşiktaşlı gibi...<br />
-Ben de öyleyim zaten<br />
-Hani takım tutmuyordun?<br />
-Diğerleri takım tutar biz Beşiktaş'ı yaşıyoruz...Bizimkisi farklıymış,aşkmış babam öyle dedi...<br />
Bundan sonra daha da çok sevecekti Mehmet Hoca'sı Metin'i...Onun o çakır gözlerinde sanki kendi çocukluğunu görüyordu...Artık her adımını takip eder olmuştu Mehmet'in...Beden dersindeydiler şimdi.Maç yapacaklardı...Herkeste takımının forması Metin'de ise beyaz bir atlet,üzerine Metinin çocuksu harfleriyle siyah bir BEKO yazısı...<br />
Maç bitmişti ve maçın yıldızı Metin olmuştu attığı gollerle...<br />
Maçı okul müdürü de izliyordu&#8230;Maç sonu çağırdı Metin&#8217;i&#8230;<br />
-Aferin çocuk,iyi oynadın&#8230;<br />
-Teşekkür ederim&#8230;<br />
-Gel seni galatasaraya transfer edelim&#8230;<br />
-Hayır,olmaz Beşiktaşlıyım ben&#8230;<br />
-Olur olur,hem bak forma da alırım ben sana&#8230;En kral formadan..9 numara ha?<br />
-İstemiyorum,Beşiktaşlıyım ben&#8230;<br />
-Ama bir forman bile yok&#8230;<br />
-Babamın parası yok çünkü&#8230;<br />
İşte burada kopuyordu film.Sınıf arkadaşlarının kahkahalarına dayanamadı Metin&#8230;Ağladığını kimse görmesin diye uzaklara doğru koşmaya başladı.Tabi Mehmet Hoca da peşinden&#8230;<br />
En sonunda bir köşebaşına çömeldiler.Hoca nefes nefese,Metin ise hıçkırıklarla doluydu&#8230;<br />
-Yok işte formam,yok ama formam olmasa da Beşiktaşlıyım ben,Beşiktaşlıyım&#8230;<br />
-Üzülme Metin,aferin sana&#8230;<br />
Sarıldı öğretmenine ve devam etti hıçkırmaya&#8230;Ne vardı sanki babası zengin olsaydı,ne vardı istediği formayı alabilseydi ona,ne vardı kapıcı değil de diğer babalar gibi genel müdür,avukat,doktor olsaydı&#8230;<br />
Mehmet Hoca burada bir ders daha verdi öğrencisine&#8230; Maddiyatın önemli olmadığını,babasının ona bulunmaz bir miras olan Beşiktaşlılığı bıraktığını anlattı durdu yol boyu&#8230;Evinin kapısından içeri girerken Metin yarın karşılaşacağı sürprizi tahmin bile edemiyordu&#8230;<br />
Ertesi gün çıkışa kadar bekleyemedi Mehmet Hoca&#8230;Derste,dün Metin&#8217;e gülen arkadaşlarının gözleri önünde verdi hediyesini&#8230;<br />
Şaşkındı Metin,heyecanla açtı paketi&#8230;Açtığında ise kavuşmuştu hayallerine&#8230;Mehmet Hoca&#8217;sının hediyesi-tam da babasının anlattığı meşhur Sarı Fırtına Metin&#8217;in forması gibi-11 numaraydı&#8230;Armaya baktı bir kez daha&#8230;Mehmet Hoca&#8217;sının çocukluğuna dair anılarda anlattığı gibi sıkıca tuttu ve öptü armayı&#8230;Minnet dolu gözlerle bakıyordu Mehmet Hocasına&#8230;<br />
-Teşekkür ederim öğretmenim,çok sağolun&#8230;<br />
-Bundan sonra gollerini bu formayla atarsın tamam mı Metin?Attıkça da beni hatırlarsın artık&#8230;<br />
-Hiç unutmayacağım sizi ve formamı&#8230;Beşiktaşlı vefalıdır&#8230;<br />
Yine günlerden Cuma olmuş beden dersi gelmişti&#8230;Metin&#8217;i apayrı bir heyecan sarmıştı şimdi&#8230;Yeni formasıyla ilk gollerini sıralamak için bekliyordu sabırsızlıkla&#8230;<br />
Maçın başlamasıyla bitmesi bir olmuştu sanki&#8230;5-2 Metin&#8217;in takımı kazanırken,Metin tam 3 gol atmıştı yeni formasıyla ve her gol sevincinde Mehmet Hoca&#8217;sına koşmuştu Metin&#8230;Hele maçtan sonra müdür beyin gözlerinin içine bakarak çektikleri siyah beyaz yok mu işte o ömre bedeldi doğrusu&#8230;<br />
Ama bu güzel günler çabuk bitti.Daha mütevazi bir okula yazılacaktı Metin ortaokul için&#8230;Zaten Mehmet Hoca&#8217;nın da tayini çıkmıştı.Ayrılacaktı Metin çok sevdiği öğretmeninden ama Metin o siyah beyaz formayı unutmayacaktı hiç&#8230;<br />
Yıl 2010&#8230;<br />
Doktor Metin Bey&#8217;in sözü vardı oğluna&#8230;Matematik sınavından aldığı güzel notun ödülü olarak maça götürecekti onu&#8230;Protokol tribününde locası vardı profesörün ama ufaklık tutturmuştu &#8216;&#8217;ille de kapalı&#8217;&#8217;diye&#8230;Haklıydı da&#8230;Ruh da oradaydı,kaşkollu ağabeyler de&#8230;<br />
Güzel gidiyordu maç&#8230;Son dakikalara girilmişti ve 3-1 galipti takım&#8230;Ufaklık çok mutluydu.&#8217;&#8217;Kartal gol gol&#8217;&#8217;e eşlik edip arkasından da gol gelince daha bir sevinçle sarılmıştı babasına&#8230;Arka sıralardan gelen bir ses bütün büyüyü bozdu ufaklık bunları düşünürken&#8230;Kapalı ambulans istiyordu&#8230;Belli ki biri rahatsızlanmıştı&#8230;<br />
Profesör anında sesin geldiği yöne doğru fırladı&#8230;Doktor olduğunu anlattı etrafa&#8230;Hemen hastanın göğsünü açıp ilk müdahaleyi yaptı&#8230;Spazm durmuş görünüyordu ama hastaneye gitmeleri gerekliydi&#8230;İhtiyarın yanındaki ufaklık da çok korkmuştu belki ona da bir sakinleştirici iyi gelecekti&#8230;<br />
Çalıştığı hastaneye götürdü hemen.Sedyeyle kardiyolojinin acil servisine götürdüler hastayı&#8230;Gereken yapıldı ritim normale dönmüş,solunum düzelmişti&#8230;Ufaklık da daha iyi gibiydi,ikisi arkadaş olmuşlardı&#8230;<br />
Derken açtı gözlerini ihtiyar<br />
-Neredeyim ben?<br />
-Maçta ufak bir rahatsızlık oldu heyecandan,ben doktorum,şimdi iyisiniz merak edilecek bir durum yok&#8230;<br />
Bu çakmak çakmak bakan çakır gözlüyü tanımıştı ihtiyar&#8230;Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırladığı çakır gözlerdi bunlar&#8230;<br />
-Hangi takımı tutuyorsun sen bakalım?<br />
Profesör şoktaydı&#8230;Beraber maçtan gelmişlerdi hastaneye&#8230;Öyleyse neydi bu soru?Derken o bariton sesi hatırladı&#8230;Siyahına beyaz diyen sesi&#8230;<br />
-Takım tutmuyorum Mehmet Hoca&#8217;m&#8230;Bizimkisi farklı&#8230;<br />
Hasretle sarıldılar eski günleri yad ettiler.Çocuklar pek bir şey anlamamışlardı ama bu iki adamın birbirlerini çok sevdikleri belliydi&#8230;Profesör kapıcı babasından oğluna kadar bir çırpıda anlatıverdi geçen zamanı&#8230;Hoca ise artık torun torba sahibi olmuştu&#8230;<br />
Oğlunu çağırdı yanına Profesör:<br />
-Bak oğlum bu amca benim öğretmenimdi hadi öp elini&#8230;<br />
İhtiyar da diğer çocuğu çağırdı yanına:<br />
-Bak oğlum bu amca da senin gibiydi ben son gördüğümde.Maşaallah büyümüş doktor olmuş.Sen de doktor olmak istiyordun değil mi?<br />
Sessiz durdu çocuklar&#8230;Sessizliği yine Profesör bozdu&#8230;<br />
-Hadi tanışın çocuklar&#8230;<br />
Çocuklar birbirlerine doğru yürüdüler.İlk hamleyi profesörün oğlu yaptı<br />
-Merhaba,ben Mehmet&#8230;<br />
-Memnun oldum ben de Metin&#8230;<br />
Burası sözün bittiği yerdi işte&#8230;İki adam da saklamıyorlardı artık gözyaşlarını&#8230;<br />
Metin Hoca doğru öğrenmişti Beşiktaşlılığı&#8230;<br />
-Hadi hocam dedi, bir kez daha&#8230; Siyahhhhhhhhhhh<br />
-Beyazzzzzzzzzzzzzzzzzzz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çArşı'sız bir dünyA]]></title>
			<link>http://infgames.info/showthread.php?tid=2</link>
			<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 00:49:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://infgames.info/showthread.php?tid=2</guid>
			<description><![CDATA[Hakkı Yeten'in, Şükrü Gülesin'in, Şeref Görkey'in küçük çıkarlar uğruna insanlık değerlerini çiğnemeyişleri, taraftara ve rakibe duydukları saygı, -yenilgiyi değil ama- ellerinden geleni yapmadıkları şeklindeki eleştirileri onur meselesi yapmaları, 80lerin Türkiye'si için yüzyıllar öncesine ait masallar gibiydi. Bugün ise binyıllar öncesine ait destanlar gibi geliyor kulağa.<br />
<br />
Gün gülümsemeleri ardında <br />
Dağlandıkça <br />
Dağlaşmak <br />
Ve dağları sevmeye yaraşmak <br />
Yaraşmaya <br />
Yanaşmak günleri...<br />
<br />
<br />
Tüm Beşiktaşlılar şaşırtıcı bir haberle karşılaştı bültenlerde. Haber ne yönetim ile ilgiliydi, ne transferlerle. "Çarşı" grubu kendini feshetme kararı almıştı. O dakikadan sonra, Çarşı'yı takdir eden ve sempatik bulanları hafif bir hüzün kapladı. Ancak asıl, kendi kimliğini Çarşı grubunun içinde bulanları ve kendini "Çarşı ruhu" olarak adlandırdıkları ülküye ait hissedenleri bir panik havası sarmaya başladı. Alen Markaryan adeta hayallerini ve hayatla bağlarını çalmıştı ellerinden.<br />
<br />
Ben hiçbir zaman sevgili Adnan Bostancıoğlu kadar Çarşı'nın yakınında olmadım. Ancak onları izlemek zor değildi. Yaptıkları herşey hayatımıza, zihnimize yerleşiyordu bir türlü. Tribün çoşkuları, açtıkları pankartlar ve faaliyetleri ile Çarşı adı son yıllarda iyice gündemimize oturmuştu. Bazı yönlerden bildiğimiz fanatik taraftarlardı ve her takımın taraftarlarında görülen -rakip taraftarla karşılaşmaya karşı- alerjileri vardıJ Ancak birçok yönden de insanlarda birşeyleri uyandırdıkları kesindi. Dahası, Çarşı bu ülkede bir "ruh" halini almıştı ve herkes onu algılarında bir yere oturtmayı başarıyordu.<br />
<br />
Fazla popülerleşmesi, kimilerince hoş görülmeyen davranışları, bazen kendileriyle zıtlaşmaları ve birçok kişinin Çarşı markasını -sırf kendilerine aidiyet duygusu katsın ve toplumda bir yer edindirsin anlayışıyla- kullanması yönünde eleştiriler almalarına rağmen, Çarşı'nın yaptıkları, Beşiktaş'ın değerlerine farklı bir boyut katmıştır. En gergin Fenerbahçe derbilerinden biri öncesi açtıkları "Saygımız 100 yıllık ebedi dostluğu ve ezeli rekabeti yaratanlara" yazısı ve bu rekabette yer alan Fenerbahçeli başkan ve futbolcuların resimleriyle bütünlenen gözyaşartıcı pankart işte bu değerlerin yansımasıydı. Ancak bunu daha da ileri taşıyan şey Çarşı'nın protest kimliğiydi. Onlar savaşa da karşıydı, ırkçılığa da. Faşizanlığın arttığı, insanların seslerini yükseltmekten korktuğu bir toplumda Çarşı'nın yanlış gördüğü herşeyi gündeme taşıması, -bir kıvılcım da olsa- örnek ve cesaretlendirici bir tavırdı.<br />
<br />
Çarşı, Sinan Engin, Beşiktaş Yönetimi, Beşiktaş taraftarı arasında, özellikle 100. yıl sonrası alevlenen ilişkinin ve yaşananların detayını bilmiyorum. Ancak en iyimser tahminimle, Çarşı grubunu yönetenler, bir yanda değerlerini geri almak isteyen taraftarlar, bir yanda "Beşiktaş'a zarar verecek hareketlerden kaçınmak için yönetime yüklenmeme" yaklaşımı arasında sıkışıp kaldı. Doğru olanı seçmek ve bu mücadelede taraf olmak zordu. Beşiktaş'ı desteklemek ile yönetimi desteklemek arasındaki ikilemde kaldıramayacakları suçlamalarla karşılaştılar. Ve belki de kararları protest tavırlarına uygun bir protestoydu. Tabii bu sadece benim gözlemlerim.<br />
<br />
Çarşı'nın feshedilmesi sonucu hayal kırıklığına uğrayanları ikiye ayırabiliriz: Bunların bir kısmı yukarıda bahsettiğim kendini kimsesiz hissedenler. Diğerleri ise, kokuşmuş addettikleri sisteme, egosu yüksek yöneticilere, sahte duyguların tacirliğini/provokasyonunu yapanlara dayanamayan ve bunu Çarşı'nın davranışlarında, söylemlerinde ve pankartlarında görüp ruhu hafifleyen, umutları artan insanlardı. Üstelik bu grubun ortak noktası Beşiktaşlı olmak değildi. Hatta futbolseverlik bile değildi. Bu iki grubun kesiştiği insanlar da vardı kuşkusuz. <br />
<br />
Bu insanlara sadece şunları söyleyebilirim: Ben 7 yaşlarımda ilk kez Beşiktaş öyküleri dinlediğimde, en sevdiklerim zafer öyküleri değildi. Benim için en değerli olanlar insanlık onuru üzerineydi. Hakkı Yeten'in, Şükrü Gülesin'in, Şeref Görkey'in küçük çıkarlar uğruna insanlık değerlerini çiğnemeyişleri, taraftara ve rakibe duydukları saygı, -yenilgiyi değil ama- ellerinden geleni yapmadıkları şeklindeki eleştirileri onur meselesi yapmaları, 80lerin Türkiye'si için yüzyıllar öncesine ait masallar gibiydi. Bugün ise binyıllar öncesine ait destanlar gibi geliyor kulağa. Sonrasında Süleyman Seba döneminde yerleşen değerler ise bunun mirası ve devamıydı. <br />
<br />
Bu nedenledir ki, geçtiğimiz gün Yıldırım Demirören'in, Beşiktaş'ın "çıkış yollarının sportif başarıdan geçtiğini" ima eden konuşmasını ve "takım Vestel Manisa karşısında 4-0 öndeyken aleyhlerine tezahürat yapılmasının" şaşkınlığını dile getirişini okurken sadece gülümsedim. Çünkü Beşiktaş taraftarını rahatsız eden şey, sportif başarısızlık değil, kendilerini Beşiktaşlı yapan değerlerin her yıl daha da çatırdamasını hazmedemeyişti. Nitekim sezon başında Ertuğrul Sağlam için açılan ve "sağlam bir karakterin şampiyonluktan daha önemli olduğunu" vurgulayan pankart sezonun en önemli mesajlarından biriydi. <br />
<br />
Nitekim Çarşı'nın öncüleri "Yenilse de yense de takımımızı desteklemek boynumuzun borcudur. Ahmet Fetgeri'lerden, Baba Hakki'lardan, Şeref Bey'lerden aldığımız terbiye ve miras budur" düşüncesini, ya da "biz sevinmek için sevmedik" veya "siyah beyaz ölüm yaşam" felsefesini bu nedenle sık sık dile getirmekteydiler. Ve bu nedenledir ki, Milliyet'in blog yazarlarından Hazer Yokuş'un yazdığı gibi, "Çarşı Beşiktaş'ın önüne geçmemiş, Beşiktaş Çarşı'nın gerisinde kalmıştı." <br />
<br />
Özetle şunu söyleyebilirim ki, bu gelişme yukarıda bahsettiğim insanlarda ne panik yaratmalıdır, ne de umutsuzluk. Sadece sembol haline gelmiş Beşiktaşlıların ve/veya Çarşı'nın onlarda yarattığı olumlu yansımalara sahip çıkmaları yeterlidir. Bunun için ne bir lidere ihtiyaçları vardır, ne de bir gruba ve kimliğe. Sadece Çarşı'da, kendilerine ait gördükleri özellikleri ve kendi algılarıyla şekillendirdikleri Çarşı ruhuna uygun davranmaya devam etmelidirler. Doğrularını ifade etmekten çekinmemelidirler. Yoksa Çarşı'nın feshine üzülmelerinin hiçbir değeri olmayacaktır.<br />
<br />
Yazıyı, Zapatistaların efsane haline gelen komutan yardımcısı (komutan halktır ona göre) Marcos'un sözleriyle bitirelim. Onunla bir türlü başedemeyen CIA, onun San Francisco'da geçen gençliğine de atıfta bulunarak, onun hakkında "gay" olduğu şeklinde bir söylenti çıkarır. Marcos'un bir röportajda bu dedikoduya verdiği cevap çok anlamlıdır:<br />
<br />
"Evet Marcos gay'dir. Marcos, San Francisco'da gay, Güney Afrika'da siyah, Avrupa'da bir Asyalı, San Ysidro'da bir Chicano, İspanya'da bir anarşist, İsrail'de bir Filistinli, San Cristobal sokaklarında bir Maya yerlisi, Almanya'da bir Yahudi, Polonya'da bir çingene, Quebec'te bir Mohawk, Bosna'da bir barış yanlısı, saat 22.00'de metrodaki yalnız kadın, topraksız bir köylü, kenar mahallelerde bir çete üyesi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağlarda bir Zapatista'dır."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hakkı Yeten'in, Şükrü Gülesin'in, Şeref Görkey'in küçük çıkarlar uğruna insanlık değerlerini çiğnemeyişleri, taraftara ve rakibe duydukları saygı, -yenilgiyi değil ama- ellerinden geleni yapmadıkları şeklindeki eleştirileri onur meselesi yapmaları, 80lerin Türkiye'si için yüzyıllar öncesine ait masallar gibiydi. Bugün ise binyıllar öncesine ait destanlar gibi geliyor kulağa.<br />
<br />
Gün gülümsemeleri ardında <br />
Dağlandıkça <br />
Dağlaşmak <br />
Ve dağları sevmeye yaraşmak <br />
Yaraşmaya <br />
Yanaşmak günleri...<br />
<br />
<br />
Tüm Beşiktaşlılar şaşırtıcı bir haberle karşılaştı bültenlerde. Haber ne yönetim ile ilgiliydi, ne transferlerle. "Çarşı" grubu kendini feshetme kararı almıştı. O dakikadan sonra, Çarşı'yı takdir eden ve sempatik bulanları hafif bir hüzün kapladı. Ancak asıl, kendi kimliğini Çarşı grubunun içinde bulanları ve kendini "Çarşı ruhu" olarak adlandırdıkları ülküye ait hissedenleri bir panik havası sarmaya başladı. Alen Markaryan adeta hayallerini ve hayatla bağlarını çalmıştı ellerinden.<br />
<br />
Ben hiçbir zaman sevgili Adnan Bostancıoğlu kadar Çarşı'nın yakınında olmadım. Ancak onları izlemek zor değildi. Yaptıkları herşey hayatımıza, zihnimize yerleşiyordu bir türlü. Tribün çoşkuları, açtıkları pankartlar ve faaliyetleri ile Çarşı adı son yıllarda iyice gündemimize oturmuştu. Bazı yönlerden bildiğimiz fanatik taraftarlardı ve her takımın taraftarlarında görülen -rakip taraftarla karşılaşmaya karşı- alerjileri vardıJ Ancak birçok yönden de insanlarda birşeyleri uyandırdıkları kesindi. Dahası, Çarşı bu ülkede bir "ruh" halini almıştı ve herkes onu algılarında bir yere oturtmayı başarıyordu.<br />
<br />
Fazla popülerleşmesi, kimilerince hoş görülmeyen davranışları, bazen kendileriyle zıtlaşmaları ve birçok kişinin Çarşı markasını -sırf kendilerine aidiyet duygusu katsın ve toplumda bir yer edindirsin anlayışıyla- kullanması yönünde eleştiriler almalarına rağmen, Çarşı'nın yaptıkları, Beşiktaş'ın değerlerine farklı bir boyut katmıştır. En gergin Fenerbahçe derbilerinden biri öncesi açtıkları "Saygımız 100 yıllık ebedi dostluğu ve ezeli rekabeti yaratanlara" yazısı ve bu rekabette yer alan Fenerbahçeli başkan ve futbolcuların resimleriyle bütünlenen gözyaşartıcı pankart işte bu değerlerin yansımasıydı. Ancak bunu daha da ileri taşıyan şey Çarşı'nın protest kimliğiydi. Onlar savaşa da karşıydı, ırkçılığa da. Faşizanlığın arttığı, insanların seslerini yükseltmekten korktuğu bir toplumda Çarşı'nın yanlış gördüğü herşeyi gündeme taşıması, -bir kıvılcım da olsa- örnek ve cesaretlendirici bir tavırdı.<br />
<br />
Çarşı, Sinan Engin, Beşiktaş Yönetimi, Beşiktaş taraftarı arasında, özellikle 100. yıl sonrası alevlenen ilişkinin ve yaşananların detayını bilmiyorum. Ancak en iyimser tahminimle, Çarşı grubunu yönetenler, bir yanda değerlerini geri almak isteyen taraftarlar, bir yanda "Beşiktaş'a zarar verecek hareketlerden kaçınmak için yönetime yüklenmeme" yaklaşımı arasında sıkışıp kaldı. Doğru olanı seçmek ve bu mücadelede taraf olmak zordu. Beşiktaş'ı desteklemek ile yönetimi desteklemek arasındaki ikilemde kaldıramayacakları suçlamalarla karşılaştılar. Ve belki de kararları protest tavırlarına uygun bir protestoydu. Tabii bu sadece benim gözlemlerim.<br />
<br />
Çarşı'nın feshedilmesi sonucu hayal kırıklığına uğrayanları ikiye ayırabiliriz: Bunların bir kısmı yukarıda bahsettiğim kendini kimsesiz hissedenler. Diğerleri ise, kokuşmuş addettikleri sisteme, egosu yüksek yöneticilere, sahte duyguların tacirliğini/provokasyonunu yapanlara dayanamayan ve bunu Çarşı'nın davranışlarında, söylemlerinde ve pankartlarında görüp ruhu hafifleyen, umutları artan insanlardı. Üstelik bu grubun ortak noktası Beşiktaşlı olmak değildi. Hatta futbolseverlik bile değildi. Bu iki grubun kesiştiği insanlar da vardı kuşkusuz. <br />
<br />
Bu insanlara sadece şunları söyleyebilirim: Ben 7 yaşlarımda ilk kez Beşiktaş öyküleri dinlediğimde, en sevdiklerim zafer öyküleri değildi. Benim için en değerli olanlar insanlık onuru üzerineydi. Hakkı Yeten'in, Şükrü Gülesin'in, Şeref Görkey'in küçük çıkarlar uğruna insanlık değerlerini çiğnemeyişleri, taraftara ve rakibe duydukları saygı, -yenilgiyi değil ama- ellerinden geleni yapmadıkları şeklindeki eleştirileri onur meselesi yapmaları, 80lerin Türkiye'si için yüzyıllar öncesine ait masallar gibiydi. Bugün ise binyıllar öncesine ait destanlar gibi geliyor kulağa. Sonrasında Süleyman Seba döneminde yerleşen değerler ise bunun mirası ve devamıydı. <br />
<br />
Bu nedenledir ki, geçtiğimiz gün Yıldırım Demirören'in, Beşiktaş'ın "çıkış yollarının sportif başarıdan geçtiğini" ima eden konuşmasını ve "takım Vestel Manisa karşısında 4-0 öndeyken aleyhlerine tezahürat yapılmasının" şaşkınlığını dile getirişini okurken sadece gülümsedim. Çünkü Beşiktaş taraftarını rahatsız eden şey, sportif başarısızlık değil, kendilerini Beşiktaşlı yapan değerlerin her yıl daha da çatırdamasını hazmedemeyişti. Nitekim sezon başında Ertuğrul Sağlam için açılan ve "sağlam bir karakterin şampiyonluktan daha önemli olduğunu" vurgulayan pankart sezonun en önemli mesajlarından biriydi. <br />
<br />
Nitekim Çarşı'nın öncüleri "Yenilse de yense de takımımızı desteklemek boynumuzun borcudur. Ahmet Fetgeri'lerden, Baba Hakki'lardan, Şeref Bey'lerden aldığımız terbiye ve miras budur" düşüncesini, ya da "biz sevinmek için sevmedik" veya "siyah beyaz ölüm yaşam" felsefesini bu nedenle sık sık dile getirmekteydiler. Ve bu nedenledir ki, Milliyet'in blog yazarlarından Hazer Yokuş'un yazdığı gibi, "Çarşı Beşiktaş'ın önüne geçmemiş, Beşiktaş Çarşı'nın gerisinde kalmıştı." <br />
<br />
Özetle şunu söyleyebilirim ki, bu gelişme yukarıda bahsettiğim insanlarda ne panik yaratmalıdır, ne de umutsuzluk. Sadece sembol haline gelmiş Beşiktaşlıların ve/veya Çarşı'nın onlarda yarattığı olumlu yansımalara sahip çıkmaları yeterlidir. Bunun için ne bir lidere ihtiyaçları vardır, ne de bir gruba ve kimliğe. Sadece Çarşı'da, kendilerine ait gördükleri özellikleri ve kendi algılarıyla şekillendirdikleri Çarşı ruhuna uygun davranmaya devam etmelidirler. Doğrularını ifade etmekten çekinmemelidirler. Yoksa Çarşı'nın feshine üzülmelerinin hiçbir değeri olmayacaktır.<br />
<br />
Yazıyı, Zapatistaların efsane haline gelen komutan yardımcısı (komutan halktır ona göre) Marcos'un sözleriyle bitirelim. Onunla bir türlü başedemeyen CIA, onun San Francisco'da geçen gençliğine de atıfta bulunarak, onun hakkında "gay" olduğu şeklinde bir söylenti çıkarır. Marcos'un bir röportajda bu dedikoduya verdiği cevap çok anlamlıdır:<br />
<br />
"Evet Marcos gay'dir. Marcos, San Francisco'da gay, Güney Afrika'da siyah, Avrupa'da bir Asyalı, San Ysidro'da bir Chicano, İspanya'da bir anarşist, İsrail'de bir Filistinli, San Cristobal sokaklarında bir Maya yerlisi, Almanya'da bir Yahudi, Polonya'da bir çingene, Quebec'te bir Mohawk, Bosna'da bir barış yanlısı, saat 22.00'de metrodaki yalnız kadın, topraksız bir köylü, kenar mahallelerde bir çete üyesi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağlarda bir Zapatista'dır."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Üç Şarap...]]></title>
			<link>http://infgames.info/showthread.php?tid=1</link>
			<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 00:46:49 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://infgames.info/showthread.php?tid=1</guid>
			<description><![CDATA[Efendim <br />
- İyi akşamlar.. Salih beyle mi görüşüyorum? <br />
- Evet, buyrun <br />
- Merhaba, ben Taksim ilkyardım hastanesinden nöbetçi doktor Uygar <br />
Yorulmaz, <br />
bu saatte sizi rahatsız ediyorum fakat şu an hastanemizde bulunan bir <br />
hasta <br />
var.. kendisi baygın, üzerinde kimlik bulamadık yalnızca sizin <br />
kartınız <br />
vardı. Acaba hastaneye gelebilmeniz mümkün mü? Hastanın durumu pek iyi <br />
değil <br />
de. <br />
- tabi gelirim..peki nasıl biri <br />
- valla 70 yaşlarında olmalı, giyim kuşamına bakacak olursak sanırım <br />
uzun zamandır evsiz diye tanımlayabileceğimiz birine benziyor.. anlıyormusunuz.. <br />
yani saçı, sakalı temizliği ve görünümü pek iyi değil. <br />
- anladım hemen geliyorum.. <br />
Kimine göre Taksim, kimine göre İstiklal Caddesi, bana göre de Beyoğlu <br />
denilen yerdeyim.. vakit gece yarısını geçmiş..kafam atmış, klasik bir <br />
Haziran gecesi.. iki duble yaptım 6-7 Türkü dinleme süresinde.. yapayalnız <br />
iniyorum Beyoğlu''ndan aşağıya doğru.. mendilci çocuklar, piyangocu <br />
amcalar, <br />
kestaneciler sağlı sollu dizilmişler sokak kenarlarına.. biraz vakit geçsin <br />
şunları izleyeyim..gençler içince sapıtmışlar yine, kızlı erkekli gruba <br />
sataşan kızsız grup, abazalık da değil bu, tamamen kıskançlık, laf atmalar <br />
sevgilileri küçük düşürmeler..nerede kaldı delikanlı gençler..gene kimsenin <br />
yemedi yumruğunu kaldırmak, uzlaşıldı, devriyeye gerek kalmadan.. <br />
Yürümeye devam ediyorum, saat de epey kabardı, eve gitmeli, ışığı üfleyip <br />
zıbarmalı derken çakır keyif kafamla, kaldırımın kenarında gözüm ilişti bi <br />
şarapçıya.. oldum olası sevdim ben bu tipleri, takıntısız, alakasız, <br />
dünyasız tipler, adam gibi isterler şarap parası var mı diye.. sömürmezler <br />
yani kimseyi, "bi ekmek parası" diyen duygu sömürüleri yok bunlarda.. <br />
bakıyım bir cebe varsa bozuk veriyim bi şarap parası diyerekten <br />
yaklaşıyorum <br />
yanına.. durum vahim, saç sakal girmiş birbirine, eğiliyorum.. <br />
- hoopp.. abi.. kalk üşüycen git bi şarap iç. <br />
İplemiyor, baygın bayık halde suratıma bakıyor..ısrar ediyorum kalk <br />
kalk <br />
diye.. dizime tutunup ayaklanmaya çalışırken pardösüsünün önü <br />
açılıyor.. <br />
üzerinde rengi gitmiş eski beyaz bir atlet görüyorum.. pardösüyü <br />
aralayıp <br />
göğsüne doğru bakıyorum, kalp tarafındaki BJK amblemi çarpıyor <br />
gözüme.. <br />
- vay Beşiktaşlısın demek.. al şimdi sana bi şarap parası daha.. <br />
korsan da olsa tanırım aslında bütün Beşiktaş formalarını ama bunu <br />
ilk defa <br />
görüyorum o an.. <br />
- o sadece Beşiktaş forması değil diyor ilk konuşmasında <br />
- nerden buldun bu formayı? <br />
- benim <br />
- nerden aldın? <br />
Amcam kızdı, sanane der gibi <br />
- Yusuf''tan aldım.. tanır mısın? <br />
Canı yanıyordu, üzüldüm durumuna, keyfim de yok ama, niye sordum <br />
bilmiyorum.. <br />
- baba be.. arkadaş olsana bana, bi meyhaneye gidelim.. bir büyük <br />
yapalım <br />
senle, bulursak sıcak bişeyler de yeriz.. <br />
bu sefer ***** der gibi baktı, haklıydı ne işim vardı ki evsiz <br />
biriyle.. <br />
- iyi dedi gel gidelim.. <br />
Epeyce yürüdük, karanlık sokaklardan geçip girdik izbe bir meyhaneye.. <br />
nerden geldi bu cesaret bilmiyorum, aklıma da gelmiyor mekanına ___ürüp <br />
gasp <br />
yapma ihtimali.. aklım formada kalmış, abuk sabuk gittim yine de.. <br />
Pek konuşmuyor, birinci büyüğün son dublesine kadar laf etmedik, sonra <br />
konuştu; <br />
- sen de iyi içermişsin. <br />
- çocukluktan be baba. <br />
İkinciyi açtık.. kafa epey doldu.. <br />
- kızmazsan sana bişey sorucam <br />
- kafasıyla ileri geri olur verdi <br />
- nerden buldun o farmayı? <br />
Gene sustu.. bir saat konuşmadık yine <br />
- Evlat.. sene 1967.. 25 yaşındayım.. geceden çıktık yola.. <br />
deplasmana.. <br />
bilir misin deplasmanı.. yollar, o zamanki yollar, git git bitmez.. sonra <br />
yendik Göztepeyi İzmirde Şampiyon olduk.. atladım sahaya, gencecik yeni <br />
yıldız Yusuf tan kaptım formayı. <br />
Elimde bardak kalakaldım, pat diye anlattı, konuşamadım. <br />
- yaaa dedi. Bu forma 28 yaşında.. <br />
kekeledim bir an.. nassıl nasssıl.. <br />
Anlattı tüm olanları.. almışlar maçı.. tüm kara gözüyle almış <br />
formayı.. <br />
sonra ertesi gün geri gelmiş mahalleye, sırtında forma tüm havasıyla <br />
koşa <br />
koşa gidiyormuş evine.. oğluna gösterekmiş.. gitmeden deplasmana, 7 <br />
yaşında <br />
oğlu kızmış buna, niye götürmüyor beni de İzmire diye.. oğlum <br />
diyordu <br />
affedicek ona verince bu formayı.. eve vardığında her şey bitmiş.. gece <br />
evleri yanmış, karısı ve oğlu dumanlar içinde boğularak can <br />
vermişler. <br />
O gün lanet etmiş her şeye, vurmuş kendini sokaklara.. <br />
Biraz toparlandıktan sonra.. <br />
- peki baba nasıl korundu bu forma yıllarca.. <br />
- bu gün ayın kaçı? <br />
- 4 Haziran da 5''i oldu artık <br />
4 Haziran da şampiyon olmuş Beşiktaş, o gece kaybetmiş ailesini.. ve o <br />
günden beri sadece 4 Haziranda sırtına geçirmiş formayı.. kulübesi varmış <br />
Dolapdere taraflarında, bir de yatak, orada saklamış yıllarca, <br />
yırtılmış, <br />
sökülmüş ama gene de korumuş formanın özünü. <br />
Baba be.. şurdaki tekelle konuşacam, sana günde 3 şarap alacam, her ay <br />
gelip <br />
önceden vericem parasını.. olmaz dedi acıyamazsın bana.. <br />
Cüzdanıma uzanıp bir resim çıkardım.. bak dedim benim oğlum, geçen gün benden Dünyanın en değerli Beşiktaş formasını istedi, aldım bir <br />
forma, <br />
verdim.. ne bilirdim her forma aynıdır dedim.. senden baba, bu formayı <br />
oğluma miras bırakmanı istiyorum, senden Dünyanın en değerli <br />
formasını <br />
istiyorum.. <br />
- Adı ne oğlunun? <br />
- Kartal.. Kartal Yusuf Aral.. <br />
- oğlun için içeriz şarabı be evlat <br />
- Ama bana Beşiktaşlı sözü ver, günde üç şaraptan fazla yok.. <br />
dışardan <br />
bulsan da içmeyeceksin. <br />
Mırın kırın etti.. söz be dedi.. Beşiktaşlı sözü.. <br />
- üzerinde ev telefonumun da olduğu kartlardan birini verdim.. bakmadan <br />
koydu cebine. <br />
Aradan 4 ay kadar geçti.. arada bir buluşup içiyoruz.. her gün üç şarabını <br />
içiyor.. buluştuğumuzda bile üçten başka içmiyordu.. <br />
Bir akşam çıktım.. koca Beyoğlu''nu dolaştım bulamadım.. sordum <br />
soruşturdum, <br />
kulübesini buldum.. etraf çok kötü kokuyordu, yatağında sızmış.. <br />
kaldırdım.. <br />
yüzüme baktı tersledi beni, defol git diyerek kovdu.. baba dedim bişey mi <br />
oldu.. defol ulan diye ittirdi yine.. 3 şarap aldın diye sahibimiz mi <br />
oldun.. şaşırdım kaldım.. bir müddet oturdum yanında <br />
- forma nerde? <br />
- yok.. bilmiyorum <br />
- nasıl bilmezsin diyerek yapıştım yakasına <br />
- ehh be diyerek başladı küfürlere.. napiyim ulan dedi.. üşüdüm bir gece <br />
yaktım ısındım. <br />
- beynimden vurulmuşa döndüm.. çıldırdım.. <br />
- sen dedim adam değilmişsin.. Beşiktaşlı hiç değilmişsin.. sana da <br />
içkine <br />
de diyerek çıkarken kapıdan sordu.. <br />
- o sözü tutacak mıyım hala <br />
- tutma dedim..iç iç geber. <br />
Kızdım sonra kendime, bir forma için mi yapmıştım bunları.. hayır <br />
sadece bir <br />
forma değildi o.. o formada hatıralar vardı acılar vardı..28 yaşında bir <br />
çınardı o forma..ve Bir Beşiktaş forması yok olamazdı. <br />
Gece yarısı üç filan.. İstanbul boşalsa da bu Beyoğlu hiç dinmiyor be.. <br />
kalabalıktan sıyrılıp vardım hastaneye..dile kolay tam 9 yıl oldu, o <br />
olmalıydı. <br />
Demlik bir hastane kokusu, pek alışkın değilim bu havalara, sıkıntı <br />
verir <br />
çoğu kez, acının tazelenmesine. Hemşireye tarif ettim, Doktor Uygar beyin <br />
hastasıydı galiba diyerekten.. <br />
-Evet dedi, 1 saat önce hastanenin karşısında yatarken bulmuş doktor bey.. <br />
içeri alıp ilgilendi bizzat.. şu odaya aldılar..siz burada bekleyin, ben <br />
doktor beye haber veriyim <br />
yok, bekleyemezdim, kızgınlığım geçmişti ve ne de olsa baba dediğim bir <br />
adamdı.. içeri girdim.. karnı şiş, kir pas içinde yatıyordu bir <br />
yatakta.. <br />
yaklaştım yanına.. elini tutarak baba dedim ben geldim..gözler açıldı <br />
birden.. evlat dedi. <br />
Kalk dedim gidiyoruz, bir iki kadeh atalım..yok dedi.. <br />
Belli konuşamıyor, iyice tüketmiş yılları, yudum yudum seçiyor <br />
harfleri <br />
konuşmaya zorlarken kendini, dikmiş gözleri havaya yüzüme doğru <br />
bakamıyor <br />
yine de. Dişlerini sıkarak çekti elini.. örtüye uzandı.. bir eliyle <br />
kaldırmaya çıkarırken örtüyü omzunu geriye doğru çekti. Sımsıkı <br />
tuttuğu <br />
beyazlığı gösterdi bana.. al dedi ordaydı, ellerinin arasındaydı <br />
forma.. <br />
- baba dedim sarıldım boynuna.. neden ?dedim neden?.. <br />
- günnn..deee.. üç. Şaarrap yetmedi be evlat <br />
ne demekti bu..günde 3 şarabın yetmemesi.. tamam ben demiştim ama yine de <br />
bulurdu sağdan soldan içerdi yine.. bu olamazdı ki.. <br />
- nasıl? <br />
- söözz verrmişştim <br />
Evet söz vermişti, Beşiktaşlılık sözüydü o.. ve bozulamazdı.. <br />
yalan <br />
söylemişti bana, ve sözü geri çektirmişti.. daha çok içebilirdi. <br />
Artık yıkılmıştı barajlar, gözlerim dayanamadı daha fazla.. elime <br />
uzandı..tüm gücüyle sıkmaya başladı. Gözleri açıktı hala ama <br />
belliydi..kalmamıştı direnci.. <br />
- Evlat dedi..beeen gidiyorum.. karımın yanına.. oğlumun <br />
yanına.. Siyahı yaşarken gördüm.. şimdi Beyaza doğru <br />
gidiyorum.. Beyaz`a.....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Efendim <br />
- İyi akşamlar.. Salih beyle mi görüşüyorum? <br />
- Evet, buyrun <br />
- Merhaba, ben Taksim ilkyardım hastanesinden nöbetçi doktor Uygar <br />
Yorulmaz, <br />
bu saatte sizi rahatsız ediyorum fakat şu an hastanemizde bulunan bir <br />
hasta <br />
var.. kendisi baygın, üzerinde kimlik bulamadık yalnızca sizin <br />
kartınız <br />
vardı. Acaba hastaneye gelebilmeniz mümkün mü? Hastanın durumu pek iyi <br />
değil <br />
de. <br />
- tabi gelirim..peki nasıl biri <br />
- valla 70 yaşlarında olmalı, giyim kuşamına bakacak olursak sanırım <br />
uzun zamandır evsiz diye tanımlayabileceğimiz birine benziyor.. anlıyormusunuz.. <br />
yani saçı, sakalı temizliği ve görünümü pek iyi değil. <br />
- anladım hemen geliyorum.. <br />
Kimine göre Taksim, kimine göre İstiklal Caddesi, bana göre de Beyoğlu <br />
denilen yerdeyim.. vakit gece yarısını geçmiş..kafam atmış, klasik bir <br />
Haziran gecesi.. iki duble yaptım 6-7 Türkü dinleme süresinde.. yapayalnız <br />
iniyorum Beyoğlu''ndan aşağıya doğru.. mendilci çocuklar, piyangocu <br />
amcalar, <br />
kestaneciler sağlı sollu dizilmişler sokak kenarlarına.. biraz vakit geçsin <br />
şunları izleyeyim..gençler içince sapıtmışlar yine, kızlı erkekli gruba <br />
sataşan kızsız grup, abazalık da değil bu, tamamen kıskançlık, laf atmalar <br />
sevgilileri küçük düşürmeler..nerede kaldı delikanlı gençler..gene kimsenin <br />
yemedi yumruğunu kaldırmak, uzlaşıldı, devriyeye gerek kalmadan.. <br />
Yürümeye devam ediyorum, saat de epey kabardı, eve gitmeli, ışığı üfleyip <br />
zıbarmalı derken çakır keyif kafamla, kaldırımın kenarında gözüm ilişti bi <br />
şarapçıya.. oldum olası sevdim ben bu tipleri, takıntısız, alakasız, <br />
dünyasız tipler, adam gibi isterler şarap parası var mı diye.. sömürmezler <br />
yani kimseyi, "bi ekmek parası" diyen duygu sömürüleri yok bunlarda.. <br />
bakıyım bir cebe varsa bozuk veriyim bi şarap parası diyerekten <br />
yaklaşıyorum <br />
yanına.. durum vahim, saç sakal girmiş birbirine, eğiliyorum.. <br />
- hoopp.. abi.. kalk üşüycen git bi şarap iç. <br />
İplemiyor, baygın bayık halde suratıma bakıyor..ısrar ediyorum kalk <br />
kalk <br />
diye.. dizime tutunup ayaklanmaya çalışırken pardösüsünün önü <br />
açılıyor.. <br />
üzerinde rengi gitmiş eski beyaz bir atlet görüyorum.. pardösüyü <br />
aralayıp <br />
göğsüne doğru bakıyorum, kalp tarafındaki BJK amblemi çarpıyor <br />
gözüme.. <br />
- vay Beşiktaşlısın demek.. al şimdi sana bi şarap parası daha.. <br />
korsan da olsa tanırım aslında bütün Beşiktaş formalarını ama bunu <br />
ilk defa <br />
görüyorum o an.. <br />
- o sadece Beşiktaş forması değil diyor ilk konuşmasında <br />
- nerden buldun bu formayı? <br />
- benim <br />
- nerden aldın? <br />
Amcam kızdı, sanane der gibi <br />
- Yusuf''tan aldım.. tanır mısın? <br />
Canı yanıyordu, üzüldüm durumuna, keyfim de yok ama, niye sordum <br />
bilmiyorum.. <br />
- baba be.. arkadaş olsana bana, bi meyhaneye gidelim.. bir büyük <br />
yapalım <br />
senle, bulursak sıcak bişeyler de yeriz.. <br />
bu sefer ***** der gibi baktı, haklıydı ne işim vardı ki evsiz <br />
biriyle.. <br />
- iyi dedi gel gidelim.. <br />
Epeyce yürüdük, karanlık sokaklardan geçip girdik izbe bir meyhaneye.. <br />
nerden geldi bu cesaret bilmiyorum, aklıma da gelmiyor mekanına ___ürüp <br />
gasp <br />
yapma ihtimali.. aklım formada kalmış, abuk sabuk gittim yine de.. <br />
Pek konuşmuyor, birinci büyüğün son dublesine kadar laf etmedik, sonra <br />
konuştu; <br />
- sen de iyi içermişsin. <br />
- çocukluktan be baba. <br />
İkinciyi açtık.. kafa epey doldu.. <br />
- kızmazsan sana bişey sorucam <br />
- kafasıyla ileri geri olur verdi <br />
- nerden buldun o farmayı? <br />
Gene sustu.. bir saat konuşmadık yine <br />
- Evlat.. sene 1967.. 25 yaşındayım.. geceden çıktık yola.. <br />
deplasmana.. <br />
bilir misin deplasmanı.. yollar, o zamanki yollar, git git bitmez.. sonra <br />
yendik Göztepeyi İzmirde Şampiyon olduk.. atladım sahaya, gencecik yeni <br />
yıldız Yusuf tan kaptım formayı. <br />
Elimde bardak kalakaldım, pat diye anlattı, konuşamadım. <br />
- yaaa dedi. Bu forma 28 yaşında.. <br />
kekeledim bir an.. nassıl nasssıl.. <br />
Anlattı tüm olanları.. almışlar maçı.. tüm kara gözüyle almış <br />
formayı.. <br />
sonra ertesi gün geri gelmiş mahalleye, sırtında forma tüm havasıyla <br />
koşa <br />
koşa gidiyormuş evine.. oğluna gösterekmiş.. gitmeden deplasmana, 7 <br />
yaşında <br />
oğlu kızmış buna, niye götürmüyor beni de İzmire diye.. oğlum <br />
diyordu <br />
affedicek ona verince bu formayı.. eve vardığında her şey bitmiş.. gece <br />
evleri yanmış, karısı ve oğlu dumanlar içinde boğularak can <br />
vermişler. <br />
O gün lanet etmiş her şeye, vurmuş kendini sokaklara.. <br />
Biraz toparlandıktan sonra.. <br />
- peki baba nasıl korundu bu forma yıllarca.. <br />
- bu gün ayın kaçı? <br />
- 4 Haziran da 5''i oldu artık <br />
4 Haziran da şampiyon olmuş Beşiktaş, o gece kaybetmiş ailesini.. ve o <br />
günden beri sadece 4 Haziranda sırtına geçirmiş formayı.. kulübesi varmış <br />
Dolapdere taraflarında, bir de yatak, orada saklamış yıllarca, <br />
yırtılmış, <br />
sökülmüş ama gene de korumuş formanın özünü. <br />
Baba be.. şurdaki tekelle konuşacam, sana günde 3 şarap alacam, her ay <br />
gelip <br />
önceden vericem parasını.. olmaz dedi acıyamazsın bana.. <br />
Cüzdanıma uzanıp bir resim çıkardım.. bak dedim benim oğlum, geçen gün benden Dünyanın en değerli Beşiktaş formasını istedi, aldım bir <br />
forma, <br />
verdim.. ne bilirdim her forma aynıdır dedim.. senden baba, bu formayı <br />
oğluma miras bırakmanı istiyorum, senden Dünyanın en değerli <br />
formasını <br />
istiyorum.. <br />
- Adı ne oğlunun? <br />
- Kartal.. Kartal Yusuf Aral.. <br />
- oğlun için içeriz şarabı be evlat <br />
- Ama bana Beşiktaşlı sözü ver, günde üç şaraptan fazla yok.. <br />
dışardan <br />
bulsan da içmeyeceksin. <br />
Mırın kırın etti.. söz be dedi.. Beşiktaşlı sözü.. <br />
- üzerinde ev telefonumun da olduğu kartlardan birini verdim.. bakmadan <br />
koydu cebine. <br />
Aradan 4 ay kadar geçti.. arada bir buluşup içiyoruz.. her gün üç şarabını <br />
içiyor.. buluştuğumuzda bile üçten başka içmiyordu.. <br />
Bir akşam çıktım.. koca Beyoğlu''nu dolaştım bulamadım.. sordum <br />
soruşturdum, <br />
kulübesini buldum.. etraf çok kötü kokuyordu, yatağında sızmış.. <br />
kaldırdım.. <br />
yüzüme baktı tersledi beni, defol git diyerek kovdu.. baba dedim bişey mi <br />
oldu.. defol ulan diye ittirdi yine.. 3 şarap aldın diye sahibimiz mi <br />
oldun.. şaşırdım kaldım.. bir müddet oturdum yanında <br />
- forma nerde? <br />
- yok.. bilmiyorum <br />
- nasıl bilmezsin diyerek yapıştım yakasına <br />
- ehh be diyerek başladı küfürlere.. napiyim ulan dedi.. üşüdüm bir gece <br />
yaktım ısındım. <br />
- beynimden vurulmuşa döndüm.. çıldırdım.. <br />
- sen dedim adam değilmişsin.. Beşiktaşlı hiç değilmişsin.. sana da <br />
içkine <br />
de diyerek çıkarken kapıdan sordu.. <br />
- o sözü tutacak mıyım hala <br />
- tutma dedim..iç iç geber. <br />
Kızdım sonra kendime, bir forma için mi yapmıştım bunları.. hayır <br />
sadece bir <br />
forma değildi o.. o formada hatıralar vardı acılar vardı..28 yaşında bir <br />
çınardı o forma..ve Bir Beşiktaş forması yok olamazdı. <br />
Gece yarısı üç filan.. İstanbul boşalsa da bu Beyoğlu hiç dinmiyor be.. <br />
kalabalıktan sıyrılıp vardım hastaneye..dile kolay tam 9 yıl oldu, o <br />
olmalıydı. <br />
Demlik bir hastane kokusu, pek alışkın değilim bu havalara, sıkıntı <br />
verir <br />
çoğu kez, acının tazelenmesine. Hemşireye tarif ettim, Doktor Uygar beyin <br />
hastasıydı galiba diyerekten.. <br />
-Evet dedi, 1 saat önce hastanenin karşısında yatarken bulmuş doktor bey.. <br />
içeri alıp ilgilendi bizzat.. şu odaya aldılar..siz burada bekleyin, ben <br />
doktor beye haber veriyim <br />
yok, bekleyemezdim, kızgınlığım geçmişti ve ne de olsa baba dediğim bir <br />
adamdı.. içeri girdim.. karnı şiş, kir pas içinde yatıyordu bir <br />
yatakta.. <br />
yaklaştım yanına.. elini tutarak baba dedim ben geldim..gözler açıldı <br />
birden.. evlat dedi. <br />
Kalk dedim gidiyoruz, bir iki kadeh atalım..yok dedi.. <br />
Belli konuşamıyor, iyice tüketmiş yılları, yudum yudum seçiyor <br />
harfleri <br />
konuşmaya zorlarken kendini, dikmiş gözleri havaya yüzüme doğru <br />
bakamıyor <br />
yine de. Dişlerini sıkarak çekti elini.. örtüye uzandı.. bir eliyle <br />
kaldırmaya çıkarırken örtüyü omzunu geriye doğru çekti. Sımsıkı <br />
tuttuğu <br />
beyazlığı gösterdi bana.. al dedi ordaydı, ellerinin arasındaydı <br />
forma.. <br />
- baba dedim sarıldım boynuna.. neden ?dedim neden?.. <br />
- günnn..deee.. üç. Şaarrap yetmedi be evlat <br />
ne demekti bu..günde 3 şarabın yetmemesi.. tamam ben demiştim ama yine de <br />
bulurdu sağdan soldan içerdi yine.. bu olamazdı ki.. <br />
- nasıl? <br />
- söözz verrmişştim <br />
Evet söz vermişti, Beşiktaşlılık sözüydü o.. ve bozulamazdı.. <br />
yalan <br />
söylemişti bana, ve sözü geri çektirmişti.. daha çok içebilirdi. <br />
Artık yıkılmıştı barajlar, gözlerim dayanamadı daha fazla.. elime <br />
uzandı..tüm gücüyle sıkmaya başladı. Gözleri açıktı hala ama <br />
belliydi..kalmamıştı direnci.. <br />
- Evlat dedi..beeen gidiyorum.. karımın yanına.. oğlumun <br />
yanına.. Siyahı yaşarken gördüm.. şimdi Beyaza doğru <br />
gidiyorum.. Beyaz`a.....]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>